|
Dilek SABANCI
Keşke bu
ülkede bir tane daha Atatürk, bir tane daha
Turgut Özal ve bir tane daha Sakıp Sabancı
olsa...

Dilek Sabancıyı basında takip ettiğim
haberlerinden her zaman takdir ederdim.
Türkiyede engelliler için yaptığı her
organizasyon önemli yankılar uyandırdı ve
uyandırmaya devam ediyor. Babasına çok
benzediğini düşündüğüm Dilek Sabancıyı bana
sorsalar söyleyeceğim ilk şey, inanılmaz
derecede mütevazı bir kişiliği olduğudur.
Kendisine gerçekten hayran kaldım.
Röportaj günü, hava koşullarının sebep olduğu
malum İstanbul trafiği yüzünden Dilek Hanım
evine biraz geç geldi. O arada ben ve arkadaşım
Ercan evi gezme fırsatını bulduk. Rahmetli Sakıp
Ağa için evin zemin katında adeta bir müze
yaratılmıştı. Tablolarından tutun da
karikatürlere, halkın hediyelerine kadar yok
yoktu. Herkesin görmesi gereken muhteşem bir
atmosfer yaratılmış. Derken, kaç kere
hatırlamıyorum, geciktiği için özür dilemekten
hiç yorulmayan Dilek Sabancı geldi ve nihayet
tanıştık.
Dilek Hanımın özellikle sevdiği bir koltuğu
seçerek muhteşem bir çay ve pasta ikramıyla
sohbetimize başladık. Dilek Sabancı öncelikle,
ani vefatıyla hepimizi tarifsiz bir acıya boğan
kuzeni Mehmet Sabancı Bey için, Shopvizyon adına
sunduğumuz taziyelerimizi zarif bir şekilde
kabul etti. Kısa bir anı paylaşımının ardından
keyifle, kendisini daha yakından tanımaya
çalıştık.
Dilek Hanım, ilköğretim sonrası ortaokul
eğitimini İngilterede, liseyi ise İsviçrede
tamamlar. İngilizce ve Fransızcanın ardından
İtalyan Kültür Merkezine giderek İtalyanca da
öğrenir. Lisanını daha da pekiştirmek üzere
İtalyaya gider. Artık, üç lisan bilen Dilek
Sabancı, rahmetli babasının Senin en iyi
yapabileceğin iş, bir turizm şirketi kurmak
olacaktır sözünden ve seyahat etmeyi oldukça
sevmesinden yola çıkarak 1989 yılında Şu anda
büyük bir gururla söylüyorum ki, Türkiyenin en
iyi üç seyahat acentasından bir tanesi dediği
Vistayı kurar.
Vista ile ilgili olarak Daha çok business
travel kapsamında, firma görevlilerine yönelik
çalışıyoruz. Onların bilet, konaklama, araba
kiralama, toplantı organizasyonları ve ürün
tanıtımları gibi taleplerini karşılıyoruz.
Kısacası, bir firmanın her tür seyahat talebini
karşılıyoruz. diyen Dilek Hanımın bu iş
alanında gördüğü eksiklik ise tanıtım, yani
halkla ilişkiler...Bu eksikliğe Bu rekabet
ortamında sıfırdan yaratım gerçekleştirip,
yılları karlılığa ulaşmak adına geçireceğime
daha fazla para harcayarak hazır bir şirketi
portföyü ile almayı tercih ederim sözleriyle
çözüm getiriyor. Dilek Hanım başarısız bir
konuyu paylaşacak kadar da kendinden emin, bir o
kadar da mütevazı bir hanımefendi. Londrada
bir tur operatörü şirketi kurduk. Fakat,
başarılı olamadık. Çünkü, Thomas Cook, Air Tour
gibi başarısını dünyaya kanıtlamış tur
operatörleri dururken orada yabancı bir firma
olarak kalan şirketimizin bu işi yapması çok
zordu. Ekonomik yönden ne kadar güçlü olursanız
olun oradaki turistlere cazip gelebilmeniz için
anlaşmalı uçaklarınızın, otellerinizin yanı sıra
alışveriş merkezleriyle anlaşmanızın olması
lazım. Bu konuda başarılı olamadım diyerek
noktayı koyuyor.
Çalışma arkadaşlarıyla ilgili sorduğum soruma
çok şeker bir gülücükle karşılık alıyorum.
Çalışma arkadaşlarımla diyaloglarım iyidir. Bu
konuda rahmetli babama benziyorum. Tıpkı onun
gibi ben de, insanları çok severim, ayırım
yapmam. Benim için insanların konumu önemli
değil. Yeter ki, karşımdaki iyi bir insan
olsun. sözleriyle mütevazı kişiliğini ortaya
koyan Dilek Sabancı, ilginç bir özelliğini de
şöyle anlatıyor Rahmetliye Babişko derdim.
Tabii o da çok sevinirdi. Sevdiklerime böyle
takma isimler veririm. Mesela, annem uçakla
seyahat etmekten korkar, çekinir. Bir tek THYyi
tercih eder. Çünkü, THY personeli kendisini
tanır ve yolculuğu sırasında onunla yakından
ilgilenir. O nedenle ben de ona THY derim. Çok
çocuk ruhluyumdur. Bunun üzerine ben de
dayanamayıp sordum. Kendisinin de bir lakabı
olduğunu öğrendim. Türkan Hanım kızına Diloş
diye sesleniyormuş.
Ve tekrar turizme döndük. Bakın, Dilek
Sabancının gelecekle ilgili planları neymiş:
Türkiyede temsil ettiğimiz Carlson Wagonlit
isimli bir network var. Bu network Avrupada
daha yaygın. Sahipleri aynı zamanda Radisson
Otellerinin de sahibi. İşadamları ve firmalara
yönelik olarak çalışan, büyük şirketlere hizmet
veren bu şirketin Türkiyedeki tüm işlerini biz
yapıyoruz. 30 milyon dolarlık ciromun olduğunu
var sayarsak, bu cironun dörtte birinin bu
şirketten geldiğini söyleyebilirim. Şu anki
ilişkimiz temsilcilik bazında. Fakat ileri bir
tarihte, ortaklık bazında çalışmalar
yapabiliriz. Böyle bir ortaklık gerçekleştiği
takdirde adımız Vista Seyahat yerine Carlson
Wagonlit Türkiye olabilir. Bu gelişmenin
yaşanması biraz da, 17 Aralık tarihinden sonra
Türkiyenin ABye girebimesiyle bağlantılı...
Turizm ile ilgili ağzının yandığını da
çekinmeden söylüyor Bir daha tur operatörlüğü
işine girmeyi düşünmüyorum. İnsanın bildiği işi
yapması çok daha kolay. Otelleri kapatmak, uçak
rezervasyonları yaparak ucuz fiyata seyahatler
organize etmek ile Coca Cola, Borusan gibi büyük
firmalara hizmet vermek arasında çok büyük
farklar var. Sonuçta, insanlar her konuda iyi
olamaz. Başarısızlığımın nedenlerinden biri de
bu oldu. Herşeyin sermaye olmadığını anladım.
Ekonomik gücünüzün olması her işi başarıyla
yapabileceğiniz anlamına gelmiyor. Her işin
expertisei ya da o işi daha iyi yapan şirketler
var.
Dilek Hanıma göre artık turizm şirketi kurmanın
cazibesi yok...
Turizm kıran kırana bir iş. Buna rağmen, son
yıllarda bu işi tam anlamıyla yapan şirketlerin
sayısında ciddi bir azalma yaşanıyor. Eskiden
turisti getirmekle kalmaz, onlara halı ya da
altın da satardınız. Havayolları normal
komisyonun dışında overcomission denilen ekstra
bir ücret de öderdi. Artık, bu cazip şartlar
kalktı. Ne yazık ki, komisyonlar bile düştü.
Böyle olunca da sözgelimi Ahmet ya da Mehmet
Ağaya bile turizm şirketi kurmak cazip
gelmemeye başladı. Herşey legal olunca büyükler
kaldı. Küçükler ise ya kapandı ya da birleşmeyi
tercih etti.
Peki, böyle bir durumda, Dilek Hanım küçük
şirketlere destek vermeye ne diyor?
Venture Capital dediğimiz bir kavram var. Bu
kavram kapsamında, parası olmayan fakat yapmak
istediği iş hakkında fikir sahibi olan kişilere
yardım ediliyor. Değişik ve farklı bir alan. Ama
ne var ki, bu yardımı sağlamadan önce çok iyi
araştırma yapmanız, o kişiye güvenmeniz
gerekiyor. Ailede, amcam, kuzenlerim Ali ve
Emine Sabancı bir anlamda bu hizmeti sağlıyor ve
tutunamamış şirketlere maddi destek veriyor, işe
belli bir yüzde ile ortak olarak o işi
geliştirmek için çalışıyor.Ve geçiyoruz hayır
işlerine...Dilek Sabancının tüm hayır işleriyle
ilgili gıpta edilecek derecede birçok ünvanı
var. Bunlar neler mi? Özel Olimpiyatlar
Organizasyonu Başkanı, Zihinsel Engelliler
Federasyonu As Başkanı, Bitek-o Onursal Başkanı,
Vaksa Yönetim Kurulu Üyesi...
Hayır işlerindeki misyonunu şöyle tarif ediyor
Dilek Hanım Babamın adını, kendi adımı, Sabancı
adını yaşatacağım projelerim var. Ticariden çok
gayri ticari işleri yapmayı her zaman daha çok
sevdim. Zaten, bir işi severek yaptığınızda daha
da başarılı oluyorsunuz. Ben de hayır işlerini
gönülden severek yapıyorum. Ayrıca, ne mutlu
bana ki, bunu yapabilecek gücüm, imkanım var.
Allah nasip ediyor. Parası olan her insan gönül
işi yapamayabiliyor veya kısıtlı ölçüde
yapabiliyor. Çoğu insan zengin oldukları halde
daha fazla para kazanmanın peşinde olabiliyor.
Önemli olan Allahın insana gönül zenginliği
vermesi. Bu zenginlik bize aileden geçti.
Örneğin, daha 1970li yıllarda babaannem tüm
servetini Vaksaya bağışladı. Ve hayır
işleriyle ilgili sohbetimize devam ediyoruz.
Sabancı Ailesinde her bireyin kendi adına
yaptırdığı birçok hayır kurumu bulunuyor.
Bunlardan biri de Küçükbakkalköydeki Dilek
Sabancı Anadolu Ticaret ve Meslek Lisesi Yüzde
yüz garantisi olmamakla birlikte, Sabancı adını
taşıması bu okuldan mezun olan öğrenciler için
iyi bir referans olabiliyor ve Sabancının
şirketlerinde çalışma imkanı artıyor. diye
belirtiyor Dilek Hanım. En güzeli ise, bu okulun
ÖSSde en yüksek puanı almış olan öğrencisine
Sabancı Üniversitesi bursunun verilmesi...
Sosyal sorumluluk Dilek Hanımın fazlasıyla
üzerinde durduğu ve toplumda yaygın hale
getirmeye çalıştığı bir olgu. 11 ülkenin
katıldığı Özel Olimpiyatlar Organizasyonunda 52
adet sponsorumuz vardı. Bana bu konuyla ilgili
birçok teklif geliyor ama tek başıma nereye
kadar bu desteği verebilirim?. Oysa, çorbada
herkesin tuzu olduğunda herşey çok daha güzel
oluyor. Türkiyede sosyal sorumluluk bilincinin
daha da gelişmesini istiyorum. Çünkü, bu bilinç
geliştikçe başarı oranı da o kadar artacaktır.
Organizasyonda yapılan yardımlara gelince;
genelde maddi yardım yapıldı. Ürün ya da yiyecek
yardımı yapanlar da oldu. Bunlar yalnızca SA
firmaları değildi.
Dilek Hanım, üretilenin bir şekilde sunulması
gerekliliğini savunanlardan. Hakikaten
ürettiğiniz zaman, ürettiğinizin bir şekilde
ülkeye geri dönmesi gerekir. Herşeyi devletten
bekleyemezsiniz. Çünkü, onların da belli bir
yere kadar imkanı var. Fakat, devlet neyi yapsın
diye sorarsanız engellilerin yolunu yapmasını
söyleyebilirim. İnsanlar da bazı şeylerin
elinden tutmalı. Bu konuda çaba gösteren
vakıflar var. Mesela, Suna Kıraçın önderliğinde
kurulan Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfı, Türkan
Saylanın başkanlık yaptığı ÇYDD Vakfını çok
başarılı buluyor ve takdir ediyorum.
Ve son dönem işlerine geliyoruz. 14-15-16
Nisanda onursal başkanlığını yürüttüğü Bitek-o
finalleri var. Konular ise web tasarımı, arge,
yazılım, web programlama, hayalindeki bilişim
konularını içeriyor. Dilek Hanımın Türkiye
genelinde 6000 engelli sporcumuz var. Bunu en
yakın zamanda 25.000e çıkarmayı düşünüyoruz
sözleriyle hayır işlerine bir nokta koyuyoruz.
Peki ya politika?
Dilek Sabancının politika dünyasından herkesle
ilişkisi çok iyi, görüşmek istediği bir kişiyi
hiç çekinmeden arıyor. Politikaya girmek gibi
bir niyetim yok. Çünkü politikada ezildiğinizi
düşünüyorum. Benim zaten Dilek Sabancı olarak
belli bir kişiliğim var. İsmimi istediğim gibi
duyurabiliyorum. Birtakım şeyleri yaptırmam için
milletvekili olmam gerekmiyor. Konuyla ilgili
babasının sözlerini ise hiç unutmuyor
Politikada çok yorulursun Hobileri yok denecek
kadar az aslında. Bunu rahatlıkla dile
getirirken babasına ne kadar benzediğini ise
Babişkomun Kızıyım sözüyle belirterek şöyle
bir örnek veriyor Babam haftasonları hayatta
oturmazdı. Kitaplar yazar, yazdırır, toplantılar
yapar, ödüllerini biriktirir, müzeye çok zaman
ayırırdı. Ders alınacak insandı. O ödüller boşa
değildi. Bu ülke için kendini feda etti. Ben de
tıpkı onun gibi boş ve amaçsız yaşamanın hiç
güzel olmadığını düşünüyorum.
Derken Sakıp Ağanın vefatına geçiyoruz. Dilek
Hanım, böyle bir babanın kızı olmaktan gurur
duyduğunu söylerek sözlerine başlıyor ve devam
ediyor Babam vefat ettiğinde çok üzüldüm ve çok
ağladım. Fakat, Allaha isyan etmek gibi olmasın
diye hiçbir zaman hıçkıra hıçkıra ağlamadım.
Babamın cenazesi çok ihtişamlı oldu. Böyle bir
cenaze kaç kişiye nasip olur? Babamın vefatıyla
Türkiye çok önemli bir insanını da kaybetmiş
oldu. Çünkü, onun ülkesi adına yaptıkları çok
değerliydi. Cenazesinde insan seli yaşandı.
Böyle şeyleri insanlara zorla yaptıramazsınız. O
nedenle bu konuda mütevazı olamayacağım. Babam
herşeye olumlu yönden bakardı. Kötü düşünmezdi.
Öyle bir karaktere sahip olabilmek de Allahın
bir nimeti. Keşke bu ülkede, bir tane daha
Atatürk, bir tane daha Turgut Özal ve bir tane
daha Sakıp Sabancı olsa... Ve biraz da iş
hayatından ev hayatına geçiyoruz. Yemek yapmayı
hiç sevmiyor. Zaten hem seyahat firması hem de
birçok ünvanı taşımasını sağlayan işlerinden ve
de egzersizlerden yemek yapmaya vakit kalmıyor.
İşte, gündelik yaşamında Dilek Sabancı;
Kitap
Kitap okumayı sevmiyorum. Okuyacaksam, kalın
olmayan kitaplar daha çabuk bittiğinden bu tür
kitapları tercih ediyorum. Bunun bir dezavantaj
olduğunu biliyorum ama sevmiyorum.
Film
Geçen sene sinemaya çok gittim. Özellikle
Avustralyalı sanatçıları çok beğeniyorum. Mel
Gibson bunlardan biri. Ayrıca Tom Cruiseu
seviyorum. En son gittiğim film de onun
filmiydi. Role göre tarzını değiştirebiliyor.
Sergi
Sergiye merakım var. Babamın koleksiyonun
dışında da sevdiğim bir ilgi alanı. Özellikle
Pariste Louvresa, Versaillesa çok gittim.
İtalyada da kültür anlamında gezilecek çok yer
var.
Tatil
İş için gittiğim yerlerde tatil de yapıyorum.
En son Antalyaya gittim. Haziranda gittiğim
Hillside Suyu herkese tavsiye ediyorum.
Safranbolu evleri, Sapanca Gölü, Ağva, Fethiye,
Bodrum Türkbükü çok güzel...Akdeniz ülkeleri
bizik için cazibesini yitirdi. Türkiyede çok
güzel yöreler var. Yurtdışı ise bir kereliğine,
merak amaçlı gidilebilecek bir alternatif
Alışveriş
Alışverişlerimi Haziran ayından beri Image
Makerım Özlem Hanım yapıyor. Beymen, Moschino,
Alberta Ferreti tercih ettiğim markalar.
Makyajda tercihim Mac. Çok fazla olmamak
şartıyla giyimi tamamladığını düşünüyorum.
Gazete
Sabah ve Hürriyet okuyorum. En çok spor
sayfaları ilgim içekiyor. Dilek Sabancı için
başarının sırrı Çalışmak, çalışmak, çalışmak ve
kendinizi eğitmek, eğitmek, eğitmek...
İletişiminizin çok iyi olması gerekiyor. İnsan
mutlaka yeniliklere açık olmalı. Her işte
başarılı olmanız için insanlarla kurduğunuz
iletişim de önem taşıyor. Sadece diploma yeterli
değil. Sohbetin sonuysa kahkaha dolu bir
yabancı dil pratiğine dönüştü. Dilek Hanımla
İtalyanca konuşmaya başladık. Derken o,
konuşmaya devam etti, ben de arkadaşım Ercana
Dilek Hanımın söylediklerini tercüme ettim. Ve
pratik yapmak amacıyla tekrar buluşmak üzere
sözleştik. Dilek Hanım egzersiz yapmak üzere
odasına geçerken hala çok tatlı birşekilde bize
geç geldiği için ne kadar mahçup olduğunu
söylüyordu. Türkiyenin böyle mütevazı ve
başarılı insanlara çok ihtiyacı var...
Teşekkürler Dilek Sabancı, çok teşekkürler...
|